| « Cam Irmağı Taş Gemi | Rahmetin heykeli'ni sele vermeyin.. » |
"Nerelisin" sorusuna cevap vererek ya da şive frekansından şifresiz sinyaller göndermek suretiyle, hayatımızı zorlaştırmak işten bile değil. Barış Manço'nun, uğruna "Dedim ya yahu bu dünya benim memleket" nakaratını söylediği hemşehricilik biraz yorucu yani... Çünkü,"ağzını yidiğim sen de mi Gayserilisin?" türü "yakınlaşmaları" tetikleyenler, her zaman beklentilerdir. Yoksa Van'dayken Vanlı, Kayseri'deyken Kayserili dolu ortalık ama memleketinizde yüzünüze bakmazlar. Gerçi, oralarda da "kimlerdensin" sorgusu aynı amaca hizmet eder.
Bahsettiğim "beklenti"lerden ilki, kişinin kendine saygı duyulmasını istemesidir. Saygı ve övgüye layık olunduğuna yapılan vurgu, ünlü bir şahsiyetle hemşehri olma esasına dayanır. Başbakan ya da Futbol Federasyonu Başkanı ile aynı ilde doğmuş olmaktan tutun da, medyatik mankenin sevgilisinin "toprağı" olmaya kadar geniş bir skaladan faydalanılır. Tabii, işi abartıp ?sucuk? ile hemşehri olmakla iftihar edenler bile bulunur. Bu tür hemşehricilik en zararsız olanıdır. İsteyenler geyiğe sardırıp güzel vakit bile geçirebilirler.
Beklentilerden ikincisi, kişisel anıları canlı tutmaya ve memleket özlemini dindirmeye yöneliktir. Karşı tarafın yalnızca vaktine taliptir. Hemşehrileriyle sohbet kovalamada profesyonelleşenler -ki ben onlara "hemşehri avcıları" derim-, birkaç soruda kurbanlarının vaktinin ve psikolojik durumunun böyle bir yükü ne kadar kaldırabileceğini hemen çözerler. Yük dedim zira, hemşehri avcıları da bu diyalogların yük olduklarının farkındadırlar. Ne var ki, hemşehriliğin bu yükü oluşturma hakkını kendilerine doğal olarak verdiğinden emindirler. Öyle olmasa, "yahu hemşehrim kusura bakma kafanı şişirdim" diye bir kalıp olmazdı değil mi? Böyle bir yükü taşıyabilme kapasiteniz, ne ölçüde saygı duyulur olduğunuzun yegane kriteridir. Bu işe bulaşmak istemeyen bir kişi, "İstanbul'un bozduğu" bir züppedir.
Üçüncü ve son tip hemşehricilik ise, somut menfaat sağlayabilme derdindedir. Eve tamire gelen muslukçuyla hemşehri çıkma gayretinden, hemşehri olduğu bir başkasından öğrenilmiş bankacıdan kredi istemeye kadar birçok biçimde olabilir. Hemşehriciliğin, belki de hiçbir şartta işe yaramayacağı en açık seçik olan biçimidir. Ne var ki mutlaka "bir denenir." Biz de hiç yapmadık değil, maruz kalanı delirtmekten başka bir işe yaradığını pek söyleyemem.
Kendimden biliyorum, İstanbul'daki Kayserililerin tamamı bir şekilde öğrenmiştir ki, elektronik eşya satan Tahtakale esnafının yüzde doksanı Kayserili . Haliyle Tahtakale'de bu işi yapan bizim hemşolar da (ne yapayım elektronik piyasası bizim elimizde!) bunun bilindiğini bilirler. Hemşehriciliğin para etmeyeceğini de daha 19-20 yaşlarımda (henüz hemşehrilerim beni değil, ben hemşehrilerimi arıyordum) bu mümtaz esnaftan öğrendim zaten. Sağolsunlar indirim bekleyerek yaptığım hemşehrilik yoklamalarımı, "İstambulluyuk" veya "sanga ne" tonunda cevapladılar. Biri hariç. Onun da aslında hemşehrim olmadığını, bozuk müzik setini ?dün aldın dün getirseydin hemşo? diyerek iade almayı reddetmesi üzerine polisle geri döndüğümde anladım! Uzun lafın kısası, hemşehriyi çok arayan belayı çabuk bulur...
Mehmet Emin Celik