Dersin ki olmasın râz-âgâh-ı neşve-i nâz
Cibrîl'e çeşm-i mestin mahmûr-ı hâb göster
"- Ey sevgili! Naz işvesinin sırrını (nazlanmaktaki sırrı) kimse bilmesin diyorsan, Cebrail seni çağırdığında mest gözünü uyku mahmuru göster."(İ.P)
Âşinâ-yı aşk olandan âh u zâr eksik değil
Keşti-i bahre demâdem rûzigâr eksik değil
"Âşık olanın ah ve inleyişleri eksik olmaz. (Âşık, ahlarından ve inleyişlerinden bilinir). Denizde giden gemiye elbette her an bir rüzgâr gerekir (âşıkın gemisi de ancak ahının rüzgârıyla yol alabilir İ.P)."
Ehl-i irfân arasında aradım kıldım talep
Her hüner makbûl imiş, illâ edep, illâ edep
Laedrîa
Bilgeler arasında en makbul hünerin hangisi olduğunu çok arayıp sordum. Sonunda öğrendim ki her hüner makbul imiş, amma edeb hepsinden de üstünmüş (veya; edeb dairesinde yapılınca her hüner makbul imiş)!..
İ.P
Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adâlet
Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezâdan
Ziya Paşa
(Ey insan!.. Eğer mahşer gününde kurulacak mahkemeden bir korkun var ise adaletin terazisini daima avucunda bulundur.İ.P)
Ne bilir okumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin
Yere gökten ne için indiğini Kur'an'ın
Fuzuli
Ey sevgili!.. Senin güzellik kitabının şerhini okumayan kişi Kur'an-ı Kerîm'in gökten yere niçin indirildiğini nereden bilsin?!..
Bir dağ başında bir meczup yaşarmış. Adamakıllı aklını kaptırmışın biri. Gökyüzüne bakıp dertli bir gönülle diyormuş ki:
- Rabb'im!.. Sen sevgiden anlamıyorsun. Ama ben seni daima sevmekteyim. Senin benim gibi sayısız sevgilin var ama benim senden başka bir sevgilim yok!.. O halde ey kâinatı yaratan, aydınlatan, döndüren sevgili; nasıl diyeyim sana, n'olursun, azıcık olsun şu sevgiyi benden öğrensen!..
BERCESTE
Pençeleşmek isteyen yârâna zâl-ı aşk ile
Pençeler temür ü bâzûlar gerek pûlâddan
Sâbit
Aşk denilen pehlivan ile güreşmek isteyen dostlara demirden pençeler ile çelikten pazular gerekir.
İ.P
Sînemde aşkını tutalım etmişim nihân
Ammâ ki kande saklayalım âh-ı hasreti
Nedîm
(Farzedelim ki aşkını kalbimde saklamış, herkesten gizlemişim. Peki ya hasret ahlarını nerede(nasıl) saklayalım?)
Fikr-i zülfünle perîşânlıktır ey meh pîşemiz
Gayrı sevdaya dolaşmaz rîşe-i endîşemiz
Şeyh Galib
(Ey dolunay sevgili! İşimiz ve adetimiz senin zülfünü düşünerek perişan olmaktır. Bu yüzden endişe saçağımız asla başka sevdaya dolaşmaz.İ.P)
Ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyku
Zati
(O peri (gibi güzel sevgili) bir gün bana, "bir gece rüyana gireceğim" dedi. Nice yıllar geçiyor ki ( bu iyi habere ) sevincimden bir türlü gözüme uyku girrmiyor.)
Çîn-i zülfün müşke benzettim hatâsın bilmedim
Key perişân söyledim bu yüz karasın bilmedim
Ahmet Paşa
"Ey sevgili! Zülfünün kıvrımını miske benzettim ama hata ettiğimi (misk'in koku, renk ve kıvrımlar yönünden senin zülfüne benzeyemeyeceğini) anlayamadım. (Af edersin!) Böyle (zülfün gibi) dağınık bir söz söylemenin nasıl bir yüz karası olduğunu bilemedim, (kendimden utanıyorum)!...
(İ.P)